İçeriğe geç

Tasavvufta ala ne demek ?

Tasavvufta Ala Ne Demek? Kalbin Derinliklerinde Saklı Bir Yolculuk

Eski Defterimde Başlayan Manevi Arayış

Kayseri’de soğuk bir kış akşamıydı. Penceremin kenarına oturmuş, elimde yıllardır sakladığım kahverengi kaplı günlüğümü karıştırıyordum. 25 yaşındaydım ve hayatımın en karmaşık dönemlerinden birini yaşıyordum. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda gibiydi. Ailem yanımdaydı, işim vardı, günlük hayatım devam ediyordu. Fakat içimde tarif edemediğim bir eksiklik hissediyordum.

O gece günlüğüme şu cümleyi yazmıştım:

“İnsan bazen sahip olduklarının içinde bile kaybolabiliyor. Kalbim bir şey arıyor ama ne olduğunu bilmiyorum.”

Bu cümleyi yazarken bile gözlerim dolmuştu. Çünkü gerçekten de bir arayış içindeydim. Daha fazla başarı, daha fazla para ya da insanların takdiri değildi aradığım. İçimde daha derin, daha anlamlı bir şeyin eksikliğini hissediyordum.

Tasavvufla ilgilenmeye başlamam da böyle bir döneme denk geldi. Okuduğum eski kitaplarda, dinlediğim sohbetlerde sürekli bazı kelimeler dikkatimi çekiyordu. Bunlardan biri de “ala” kelimesiydi.

İlk başta bu kelimenin ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyordum. Fakat zamanla anladım ki tasavvufta bazı kelimeler sadece sözlük anlamlarıyla anlaşılmıyor. Onların içinde bir hâl, bir yolculuk ve insanın kendi kalbine yaptığı bir ziyaret gizleniyor.

Tasavvufta Ala Kavramının Anlamı

Tasavvufta “ala” kelimesi genellikle yücelik, üstünlük, yükseklik ve güzel bir mertebe anlamlarıyla ilişkilendirilir. Fakat bu üstünlük, insanların birbirinden üstün olması anlamında değildir. Tasavvufun öğrettiği “ala” anlayışı, insanın kendi nefsini aşması, kalbini temizlemesi ve manevi olarak yükselmesiyle ilgilidir.

Bir insanın daha çok parası olması, daha büyük bir makam sahibi olması ya da daha fazla tanınması onu tasavvufi anlamda “ala” yapmaz.

Asıl yükseliş, insanın kendi iç dünyasında gerçekleşir.

Bir gün bir dergâhta yapılan sohbet sırasında yaşlı bir dervişin söylediği söz hâlâ aklımdadır:

“Evlat, gökyüzüne çıkmak kolaydır. Zor olan, kalbin içindeki karanlıktan yukarı çıkmaktır.”

Bu söz beni derinden etkilemişti. Çünkü o güne kadar hep dışarıdaki başarılarla kendimi değerlendirmiştim. Başkalarının gözünde iyi görünmeye çalışmış, kendi içimdeki sesi ise çoğu zaman susturmuştum.

O an fark ettim ki tasavvufta ala olmak, başkalarının üzerinde olmak değil; insanın kendi eksikliklerini fark ederek daha güzel bir hâle ulaşmaya çalışmasıydı.

Kayseri’de Sessiz Bir Akşam ve İçimdeki Değişim

Kayseri’de yaşadığım mahallede akşamları yürüyüş yapmayı çok severim. Özellikle havanın soğuk olduğu günlerde sokakların sessizliği bana iyi gelir. İnsan kalabalığından uzaklaştığımda kendi düşüncelerimi daha net duyabiliyorum.

Bir akşam yine yürüyüş yaparken günlüğümde yazdığım eski cümleleri düşündüm. Birkaç ay önce yaşadığım büyük bir hayal kırıklığı vardı. Çok güvendiğim bir insanın beni yarı yolda bırakması beni derinden üzmüştü.

O dönem kendimi değersiz hissetmiştim. Sürekli “Neden böyle oldu?” diye düşünüyordum. İçimde büyük bir kırgınlık vardı.

Fakat tasavvufla tanıştıkça bazı acıların insanı değiştirdiğini anlamaya başladım.

Belki de yaşadığım o kırgınlık, kalbimin daha olgun bir hâle gelmesi için bir vesileydi.

Tasavvufta ala kavramını düşündüğümde aklıma artık sadece yükselmek gelmiyordu. Bazen düşmek de insanı yükseltebiliyordu. Çünkü insan en zor zamanlarında kendini daha iyi tanıyordu.

Kalbin Yükselişi: Gerçek Ala Olmak

Nefsi Terbiye Etmek

Tasavvuf yolunda insanın en büyük mücadelesi kendi nefsiyle yaptığı mücadeledir. Çünkü insan çoğu zaman dış dünyadaki sorunlarla uğraşırken kendi içindeki eksiklikleri fark edemez.

Ben de geçmişte çok fazla haklı çıkmaya çalışıyordum. Birisi beni kırdığında hemen karşılık vermek istiyordum. Bir hata yaptığımda bunu kabul etmek zor geliyordu.

Ama zamanla öğrendim ki gerçek güç her zaman cevap vermek değildir.

Bazen susabilmek, affedebilmek ve anlayabilmek insanı daha yüksek bir noktaya taşır.

Tasavvufta ala olmak biraz da budur. Kalbin öfkeye değil merhamete yönelmesi, gurura değil tevazuya yaklaşmasıdır.

Manevi Güzelliğin Peşinden Gitmek

Bir insanın dış görünüşü zamanla değişir. Sahip olduğu şeyler zaman içinde kaybolabilir. Fakat kalbin kazandığı güzellik insanın en değerli hazinesidir.

Bir gece günlüğüme şöyle yazmıştım:

“Bugün ilk kez kendimi başkalarıyla kıyaslamadan huzurlu hissettim.”

Bu cümle benim için çok değerliydi. Çünkü uzun zamandır kendimi sürekli bir yarışın içinde hissediyordum.

Daha başarılı olmalıyım, daha çok kazanmalıyım, daha çok kabul görmeliyim diye düşünüyordum.

Oysa tasavvuf bana başka bir şey öğretti:

İnsan önce kendi kalbinde huzuru bulmalı.

Ala Kavramının Hayatıma Dokunduğu An

Bir gün ailemle otururken geçmişten konu açıldı. Annem bana çocukluğumdan beri çok duygusal biri olduğumu söyledi.

Eskiden bu özelliğimi bir zayıflık olarak görürdüm. Çabuk etkilenmek, fazla düşünmek, insanların sözlerinden kolayca etkilenmek bana ağır gelirdi.

Ama artık farklı bakıyorum.

Belki de insanın kalbi ne kadar hassassa, güzellikleri fark etme ihtimali de o kadar artıyordu.

Tasavvufta ala anlayışı bana şunu öğretti:

İnsanın değeri sert görünmesinde değil, kalbinin güzelliğini koruyabilmesindedir.

Hayat beni birçok kez kırdı. Beklemediğim insanlar uzaklaştı, bazı hayallerim gerçekleşmedi, bazı yollar kapandı.

Ama her kapanan kapının ardından içimde başka bir kapının açıldığını hissettim.

Tasavvufta Ala Olmanın Günlük Hayata Yansıması

Daha Anlayışlı Olmak

Tasavvufi anlamda yükselmek sadece ibadetlerle ya da sözlerle sınırlı değildir. Günlük hayatın içinde de kendini gösterir.

Bir insanın kalbini kırmamak, ihtiyaç sahibine yardım etmek, öfkesini kontrol etmek ve güzel söz söylemek de manevi yükselişin parçalarıdır.

Eskiden küçük olaylara çok fazla tepki verirdim. Trafikte biri yanlış yaptığında sinirlenirdim, insanların hatalarını hemen eleştirirdim.

Şimdi ise önce kendime dönüp bakmaya çalışıyorum.

Çünkü insan başkasının kusurunu görmekten önce kendi kalbine bakmalı.

Huzuru İçeride Aramak

Bence tasavvufta ala kavramının en güzel tarafı burada ortaya çıkıyor.

İnsan mutluluğu sürekli dışarıda arıyor. Daha iyi bir ev, daha güzel bir hayat, daha fazla başarı peşinde koşuyor.

Fakat gerçek huzur insanın kendi içinde başlıyor.

Bunu fark ettiğim gün, Kayseri’nin sessiz sokaklarında yürürken içimde farklı bir his vardı.

Uzun zamandır aradığım şeyin aslında çok uzaklarda olmadığını anladım.

Aradığım cevap kendi kalbimin içindeydi.

Son Söz: Kalbin Sessiz Yolculuğu

Bugün hâlâ her şeyi bilen, bütün sorunlarını çözmüş biri değilim. Hâlâ üzülüyorum, hâlâ kırılıyorum, hâlâ bazen kendimi kaybolmuş hissediyorum.

Ama artık biliyorum ki insanın yolculuğu kusursuz olmak değil, her gün biraz daha güzelleşmeye çalışmaktır.

Tasavvufta ala ne demek diye kendime sorduğumda artık tek bir kelimeyle cevap vermiyorum.

Benim için ala; kalbin yükselmesi, insanın kendini aşması, sevgiyi çoğaltması ve içindeki iyiliği büyütmesidir.

O eski günlüğüm hâlâ duruyor. Sayfaları biraz yıprandı, bazı yazılarım silikleşti. Ama içinde bir cümle var ki hiç değişmedi:

“İnsan en uzun yolculuğu kendi kalbine yapar.”

Belki de tasavvufun bize anlattığı en büyük sır budur. Gerçek yükseklik, başkalarının üzerine çıkmak değil; kendi kalbinin derinliklerinde daha güzel bir insan olabilmektir.

Rdb olarak “Tasavvufta ala ne demek” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://mediazone.net https://kariyerhabercisi.com.tr https://gecekuslari.com.tr Sitemap
https://hiltonbet-giris.com/betexper indir